HABER MERKEZİ- Kocaeli'den Aliağa'ya seyreden boş durumdaki Alsu tankeri ile İskenderun'dan Karadeniz Ereğli'ye 4199 ton rulo sac taşıyan Tuğberk İmamoğlu isimli kuru yük gemisi 2 Eylül saat 03.00 sıralarında Silivri açıklarının 18 mil (35 kilometre) güneyinde çarpışmış, içerisinde 10 mürettebatın bulunduğu Tuğberk İmamoğlu isimli gemi batmıştı.
Silivri açıklarında iki Türk bayraklı ticari geminin çarpışması sonucu batan geminin bulunduğu bölgede arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Marmara Denizi'nde 2 Eylül'de "MT Alsu" ile "Tuğberk İmamoğlu" isimli gemilerin çatışması ve 10 kişilik mürettebatı bulunan "Tuğberk İmamoğlu" isimli geminin batması nedeniyle başlatılan arama kurtarma çalışmalarına Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti, Deniz Kuvvetleri, AFAD ve Kızılay başta olmak üzere ilgili kurumlar katılıyor.

Çalışmalarda 18 yüzer unsur, 5 helikopter, 2 insansız hava aracı, 1 uçak ile su altında arama yapan Deniz Kuvvetlerine ait bir gemi görev alıyor. Kaza sonrası Silivri'de İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünce oluşturulan kriz merkezinde ise çalışmalar anlık takip ediliyor. Arama kurtarma çalışmalarının takip edildiği bölgede, gemideki mürettebatın aileleri ve yakınları da bekleyişi sürüyor. Ayrıca Silivri Kaymakamlığı koordinasyonunda, kurum ve kuruluşların destekleriyle, mürettebatın akrabaları ve yakınlarına çalışmalar hakkında sürekli bilgi veriliyor. Çarpışmadan hasar almadan kurtulan Alsu isimli ticari gemi ise Silivri açıklarında bekletiliyor. Öte yandan, sahil güvenliğe ait teknenin Alsu'ya yanaştığı ve ekiplerin gemiye çıktığı görüldü.
9 YIL ÖNCE DE BENZER BİR GECE YAŞANDI
Yaşananlar ise gözleri 9 yıl önce Karadeniz'de yaşanan başka bir faciaya çevirdi. Belgesel yapımcısı Hakan Arslan, TRT Haber canlı yayınında Silivri açıklarında yaşanan kazanın kendilerini 9 yıl öncesine götürdüğünü söyledi. 1 Kasım 2017'de kuru yük gemisi Bilal Bal, Marmara'dan Karadeniz Ereğli'ye doğru seyrediyordu. Gemi demir tozu taşıyordu. Sabaha karşı Şile açıklarından bir tehlike sinyali geldi. Bu, gemide bir sorun olduğuna işaret eden sinyaldi. Ancak gemiye ulaşılmaya çalışıldığında herhangi bir iletişim kurulamadı.
Dakikalar içinde hem karadan hem denizden arama çalışmaları başlatıldı. Ardından gemiye ait filikalar bulundu. Ancak filikalar boştu. Gemide 9 kişilik mürettebat bulunuyordu. Arslan'a göre, yaşananlar bugünkü kazayla birçok açıdan benzerlik taşıyordu.

GEMİNİN BATTIĞI NOKTA BELLİYDİ AMA MÜRETTEBATA ULAŞILAMADI
Bilal Bal'ın kaybolmasının ardından arama çalışmaları karadan, denizden ve havadan sürdürüldü. Ancak mürettebata ulaşılamadı. M/V Bilal Bal kuryük gemisi, 1 Kasım 2017 tarihinde Şile açıklarında 3 bin 100 ton tufal (demir/çelik tozu) yüküyle ve 9 mürettebatıyla batmıştı.
Bunun üzerine başka bir kritik soru ortaya çıktı. Geminin nerede battığı yaklaşık olarak biliniyordu ancak enkaz gerçekten o noktada mıydı? Hakan Arslan, denizde bunun her zaman mümkün olmadığını vurguladı. Çünkü bir gemi batarken bulunduğu noktadan farklı bir konuma sürüklenebiliyor, suyun altına inerken farklı bir pozisyona geçebiliyor. Üstelik Bilal Bal yaklaşık 80 metre derinlikteydi.
OPERASYONUN MERKEZİNDE TCG ALEMDAR VARDI
Arama çalışmalarında Türk Deniz Kuvvetleri'nin önemli unsurlarından TCG Alemdar görevlendirildi. Arama çalışmalarına katılan Arslan'ın verdiği bilgilere göre TCG Alemdar, 90 metre uzunluğunda ve 4 bin 200 ton ağırlığında bir denizaltı arama ve destek gemisi olarak inşa edildi. Geminin asıl görevi, Türk Deniz Kuvvetleri'nin denizaltı filosunda yaşanabilecek olası acil durumlarda devreye girmek.
Yüzerliğini kaybeden bir denizaltıya yaşam desteği sağlayabilecek sistemlerle donatılan geminin, 600 metre derinliğe kadar hava desteği verebildiğini belirten Arslan, TCG Alemdar'ın bu kabiliyetiyle dünyada sayılı gemiler arasında bulunduğunu ifade etti. Gemi ayrıca 227 metre derinlikten personel kurtarma yeteneğine de sahip. Operasyonda yalnızca TCG Alemdar görev yapmıyor. Arslan, 63 metre uzunluğundaki TCG Işın ve TCG Akın gemilerinin de destek ve yedekleme kabiliyetine sahip olduğunu anlattı. Bu üç geminin bir başka önemli özelliği ise Türk mühendisler tarafından tasarlanmış ve Türk tersanelerinde üretilmiş olmaları.
DENİZİN ALTINA SES DALGALARI GÖNDERİLDİ
Peki, metrelerce derinlikte bir gemi nasıl bulunuyor? Bilal Bal operasyonunda bu sorunun yanıtı, gelişmiş bir iskandil sisteminde saklıydı. TCG Alemdar, deniz tabanına ses dalgaları gönderdi. Bu dalgaların geri dönüşleri kaydedildi ve deniz tabanının adeta bir haritası çıkarıldı. Sistemin hassasiyeti ise dikkat çekiciydi.
Arslan'ın anlattığına göre, deniz zemininden yalnızca yarım metre yükselen bir cisim bile tespit edilebiliyordu. Ses dalgalarının geri dönüşleriyle deniz tabanındaki yükseltiler farklı renklerle belirleniyordu. En yüksek noktalar ise görüntülerde farklı şekilde öne çıkıyordu. Ve kısa süre içinde Bilal Bal'ın enkazına ulaşıldı. Görüntüler, geminin iki parçaya ayrıldığını ortaya koydu. Arslan, demir tozu taşıyan gemide çok ani bir kırılma ve batış yaşandığını belirtti.

80 METRE İLE YÜZLERCE METRE AYNI DEĞİL
Silivri açıklarındaki son kazada en önemli farklardan biri ise derinlik. Arslan, suyun altında derinlik arttıkça fizik kurallarının tamamen değiştiğini söyledi. 80 metre ile yüzlerce metre arasındaki fark, karadaki mesafe farkıyla aynı şekilde değerlendirilemiyor. Bu nedenle belirli bir derinliğin ardından insanlı operasyonlar sona eriyor. Dünyada insanlı dalış operasyonlarının yaklaşık 110 ila 120 metre derinliğe kadar yapılabildiğini belirten Arslan, daha derin noktalarda ise robotik sistemlerin devreye girdiğini anlattı.
80 METREYE BİRİNCİ SINIF DALGIÇLAR İNDİ
Bilal Bal yaklaşık 80 metre derinlikte olduğu için Türk Deniz Kuvvetleri'nin birinci sınıf dalgıçları operasyona katıldı. Ancak bu dalışlar, normal bir dalıştan çok farklıydı. Dalgıçlar bir asansör sistemiyle batığa indirildi. Gemiden sürekli olarak yaşam desteği sağlandı.
Hava, ısınma ve diğer destek sistemleri dalgıçlara bağlı kablolar üzerinden ulaştırıldı. Derinlik arttıkça hipotermi riski nedeniyle sıcak su bağlantısı da sağlandı. Dalgıçlar operasyon boyunca gemiyle sürekli iletişim halinde kaldı. Her dalışta iki dalgıç aşağı inerken, yukarıda yaklaşık 17 kişilik bir ekip operasyona destek verdi.
NORMAL HAVAYLA İNMİYORLAR
Derinlikteki en büyük tehlikelerden biri de basınç. Bu nedenle dalgıçlar normal havayla dalış yapmıyor. Arslan, derinlikte azot narkozu riskine karşı özel gaz karışımlarının kullanıldığını belirtti. Dalgıçlar yaklaşık 80 metre derinlikte 40 dakika çalışma yapabiliyordu. Batığa asansörle iniş ise yaklaşık 5,5 dakika sürüyordu. Ancak asıl zorlu süreç dönüşte başlıyordu.
Yaklaşık 40 dakikalık çalışmanın ardından dalgıçların yeniden yüzeye çıkış süreci saatleri bulabiliyordu. Bu nedenle gemilerde bulunan basınç odaları kritik önem taşıyordu. Dalgıçlar uzun süre denizde beklemek yerine basınç odalarına alınarak güvenli şekilde basınç değişimine uyum sağlamaları sağlanıyordu. TCG Alemdar ve benzeri gemilerde ayrıca ameliyathane ve revir de bulunuyor. Böylece olası bir sağlık müdahalesi anında yapılabiliyor.
'CANLI BATIK' TEHLİKESİ
Yeni batıkların dalgıçlar için taşıdığı başka bir büyük tehlike daha var. Arslan, bu tür batıkların henüz deniz tabanına tam olarak oturmadığı için "canlı batık" olarak adlandırıldığını anlattı. Yeni batmış bir geminin içerisinde her an çökme yaşanabiliyor. Malzemeler yer değiştirebiliyor. Enkazın yapısı değişebiliyor. Bu da batığın içine giren dalgıçlar için operasyonu çok daha tehlikeli hale getiriyor. Birinci sınıf dalgıçlar sıfır görüş mesafesinde bile görev yapabilecek özel eğitimlere sahip olsa da, bu tür operasyonlarda risk her an devam ediyor.
110 METREDEN SONRA İNSAN DEĞİL ROBOT
Derinlik arttığında ise artık insanlı dalış mümkün olmuyor. İşte bu noktada uzaktan kumandalı robotik sistemler devreye giriyor. Türk Deniz Kuvvetleri'nin 1000 metre ve 3000 metre derinlikte görev yapabilen robotik sistemlere sahip olduğunu belirten Arslan, bu araçların özel kameralar ve robotik kollarla donatıldığını anlattı.
Bu sistemler deniz tabanındaki görüntüleri aktarabiliyor, robotik kollarıyla müdahale edebiliyor ve belirli ağırlıktaki nesneleri yüzeye çıkarabiliyor. 3 bin metre derinlik kapasitesinin ise Türkiye'nin denizlerindeki en derin noktalar dikkate alınarak belirlendiği ifade edildi.
YÜZLERCE METREDE BASINÇ
Denizin altında derinlik arttıkça insan vücudunun karşı karşıya kaldığı basınç da katlanarak yükseliyor. Arslan, örnek olarak yüzlerce metre derinlikteki basıncın onlarca atmosfer seviyesine ulaştığını vurguladı. Bu nedenle insanın doğrudan inemediği derinliklerde artık tüm çalışma robotik sistemlerle yürütülüyor. Yani denizin yüzeyinden bakıldığında birkaç yüz metre gibi görünen mesafe, suyun altında bambaşka bir dünyaya dönüşüyor.
ŞİMDİ GÖZLER DERİNLİKTEKİ OPERASYONDA
Silivri açıklarında yaşanan kazanın ardından başlayan çalışma, 9 yıl önceki Bilal Bal faciasında edinilen tecrübeleri bir kez daha gündeme getirdi. Bir geminin denizin altında bulunması, yalnızca batış noktasını bilmekle sınırlı değil. Önce deniz tabanı ses dalgalarıyla taranıyor. Ardından enkazın konumu belirleniyor.
Derinliğe göre insanlı ya da robotik operasyon yöntemi seçiliyor. Ve denizin altında, yüzeyden kilometrelerce uzakta yürütülen o sessiz operasyon başlıyor. 9 yıl önce Bilal Bal için yapılan çalışmaların ardından şimdi gözler, Silivri açıklarında başlayan yeni arama sürecine çevrilmiş durumda. Denizin altındaki enkaza ulaşmak için teknoloji devrede. Ancak bu kez derinlik, geçmişteki operasyondan çok daha farklı bir mücadeleyi beraberinde getiriyor.
ÖNCEKİ HABERFilenin Sultanları'nda Eda Erdem'den final cevabı!SONRAKİ HABERPeş peşe deniz kazalarının ardından Antalya'da korkutan olay! Batma tehlikesi geçiren tekne kıyıya çekildi







