9 Ağustos 2026 Pazar9 Ağu
DOLAR47,61%0,04 ▲EURO54,87%0,11 ▼STERLİN64,12%0,08 ▼İSVİÇRE FRANGI58,84%0,20 ▼JAPON YENİ0,30%0,28 ▼S. ARABİSTAN RİYALİ12,68%0,06 ▲KANADA DOLARI34,23%0,73 ▲AVUSTRALYA DOLARI33,75%0,69 ▲RUS RUBLESİ0,58%0,65 ▲GRAM ALTIN6.661%2,59 ▲ÇEYREK ALTIN10.887%2,09 ▲YARIM ALTIN21.775%2,09 ▲TAM ALTIN43.417%2,09 ▲CUMHURİYET ALTINI44.829%2,19 ▲ATA ALTIN45.015%2,09 ▲ONS ALTIN0,00%2,40 ▲GÜMÜŞ97,57%3,57 ▲BİTCOİN65.158%0,24 ▲ETHEREUM1.920%0,03 ▲BNB608,17%0,78 ▲XRP1,04%0,18 ▼SOLANA77,14%1,44 ▲CARDANO0,20%1,25 ▼DOGECOİN0,07%0,57 ▼TRON0,33%0,31 ▲POLKADOT0,81%1,37 ▼AVALANCHE6,53%0,11 ▲CHAİNLİNK8,32%0,04 ▼LİTECOİN46,17%0,58 ▲DOLAR47,61%0,04 ▲EURO54,87%0,11 ▼STERLİN64,12%0,08 ▼İSVİÇRE FRANGI58,84%0,20 ▼JAPON YENİ0,30%0,28 ▼S. ARABİSTAN RİYALİ12,68%0,06 ▲KANADA DOLARI34,23%0,73 ▲AVUSTRALYA DOLARI33,75%0,69 ▲RUS RUBLESİ0,58%0,65 ▲GRAM ALTIN6.661%2,59 ▲ÇEYREK ALTIN10.887%2,09 ▲YARIM ALTIN21.775%2,09 ▲TAM ALTIN43.417%2,09 ▲CUMHURİYET ALTINI44.829%2,19 ▲ATA ALTIN45.015%2,09 ▲ONS ALTIN0,00%2,40 ▲GÜMÜŞ97,57%3,57 ▲BİTCOİN65.158%0,24 ▲ETHEREUM1.920%0,03 ▲BNB608,17%0,78 ▲XRP1,04%0,18 ▼SOLANA77,14%1,44 ▲CARDANO0,20%1,25 ▼DOGECOİN0,07%0,57 ▼TRON0,33%0,31 ▲POLKADOT0,81%1,37 ▼AVALANCHE6,53%0,11 ▲CHAİNLİNK8,32%0,04 ▼LİTECOİN46,17%0,58 ▲
%100CANLI YAYIN
AD728×90 REKLAM ALANI
Hesabınıza katılın Yorum yapın, haberleri kaydedin
REKLAM
TAM EKRAN REKLAM ALANI Interstitial · Video / Rich Media destekli
Yukarı kaydırın
ZirveTürk Haber REKLAM Habere Git →
MAGAZİN

Eczacıbaşı Ailesinin Serveti Nasıl Oluştu?

Ailenin soyadı aslında kazanılmış bir unvandı. Eczacıbaşı'nın 1912'deki eczane tezgâhından bugünkü 2 milyar euroluk cirosuna uzanan yolculuk.

Yayınlanma: 6000
Haberi DinleSesli okuma için oynat tuşuna basın

Soyadı Olmadan Önce Bir Unvandı

Türkiye’nin köklü sanayi ailelerinin çoğunda soyadı, ailenin geldiği yeri ya da atalarının mesleğini anlatır. Eczacıbaşı’nda ise soyadı, doğrudan bir başarı belgesidir: önce unvan olarak kazanılmış, ancak yıllar sonra soyadına dönüşmüştür.

İzmirli genç bir eczacı olan Süleyman Ferit Bey’e “Eczacıbaşı” unvanı 1909’da verilir. 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında aile, kendisine layık görülen bu unvanı soyadı olarak alır. Yani bugün Türkiye’nin en tanınmış sanayi markalarından birinin adı, aslında bir mesleki liyakat nişanının kalıcılaşmış hâlidir.

Bu ayrıntı, ailenin bütün hikâyesinin de özetidir: servet, önce bilgiden ve meslekten doğmuş, sonra sanayiye dönüşmüştür.

Birinci Kuşak: Süleyman Ferit Bey ve Tezgâhın Arkasındaki İmalathane

Süleyman Ferit Eczacıbaşı 1885’te İzmir’in İkiçeşmelik semtinde doğdu. Babası Hacı Hafız Şakir Efendi, İzmir Şehremaneti’nin (belediyesinin) başkantarcısıydı; yani aile, tüccar değil memur kökenliydi. Bu, servet hikâyesinin başlangıcı açısından önemli bir noktadır — ortada devralınacak bir sermaye yoktu.

Süleyman Ferit, İzmir Sultani İdadisi’ni (bugünkü İzmir Lisesi) 1900’de bitirdi ve aynı yıl, henüz 15 yaşındayken İstanbul’da Tıp Fakültesi’nin eczacılık bölümüne girdi. 1903’te, 18 yaşında, İzmir’in diplomalı ilk eczacılarından biri olarak mezun oldu. Dönemin koşullarında bu, olağanüstü bir eğitim sermayesiydi.

1911’de İzmirli tüccar Caferizade Kemal Bey’in kızı Saffet Hanım’la evlendi. Bu evlilikten Melih, Nejat, Vedat, Kemal, Haluk ve Şakir adlarında oğulları oldu (bazı kaynaklar erken yaşta kaybedilen Sedat’ı da sayar).

Servetin İlk Katmanı

Ailenin ilk birikimi, sanıldığı gibi yalnızca eczanecilikten gelmedi. Asıl fark, tezgâhın arkasında olup bitenlerdeydi.

1912’de Kemeraltı’ndaki Şifa Eczanesi devralındıktan sonra Süleyman Ferit Bey burada yalnızca ilaç satmadı; diş macunu, kuvvet şurubu, losyon, krem ve “Ferit Kolonyaları” üretmeye başladı. Yani daha 1910’lu yıllarda, ithal ürünlerin yerine geçen, markalı ve tekrar tekrar satılabilen tüketim ürünleri imal ediyordu.

Bu, ailenin sonraki yüz yılını belirleyecek üç refleksin ilk hâliydi:

  1. Bir ihtiyaç varsa ithal etmek yerine üretmek,
  2. Ürüne isim vermek, yani marka kurmak,
  3. Sağlık ve hijyen ekseninde kalmak.

Bu arada Süleyman Ferit Bey’in mesleki itibarı da büyüyordu. I. Dünya Savaşı yıllarında askerî hastanelerde kolera ve tifüs salgınlarına karşı verdiği mücadele nedeniyle Harp Madalyası’yla ödüllendirildi. İzmir’in işgali sırasında aile bir süre İstanbul’a, Beylerbeyi’ne taşındı; 1921’de İzmir’e döndüler.

Birinci kuşak, bir servet bırakmadı. Bir meslek, bir isim ve bir çalışma ahlakı bıraktı. Sanayiye dönüşüm ikinci kuşakta gerçekleşti.

İkinci Kuşak: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı ve Kurucu Zihniyet

Eğer bu hikâyenin tek bir mimarı varsa, o Mehmet Nejat Ferit Eczacıbaşı‘dır (5 Ocak 1913, İzmir – 6 Ekim 1993, ABD).

Önce Bilgi Sermayesi

Nejat Eczacıbaşı’nın yaptığı ilk yatırım fabrikaya değil, kendi zihnine oldu:

  • 1934 – Heidelberg Ruprecht Karls Üniversitesi’nde kimya öğrenimini tamamladı.
  • 1935 – Chicago Üniversitesi’nde yüksek kimya diploması aldı.
  • 1937 – Berlin Üniversitesi’nde biyokimya alanında doktorasını tamamladı.
  • 1937–1939 – Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nde (sonradan Max Planck Enstitüsü), 1939 Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Adolf Butenandt’ın yanında hormonlar ve vitaminler üzerine çalıştı.

Türkiye’ye döndüğünde elinde büyük bir sermaye değil, o dönem ülkede neredeyse eşi bulunmayan bir uzmanlık vardı. Servetin gerçek çekirdeği buydu.

Savaşın Yarattığı Boşluk

Nejat Eczacıbaşı 1942’de İstanbul’da küçük bir ilaç laboratuvarı kurdu. İlk ürünü D-Vital adlı bir vitamin müstahzarıydı.

Zamanlama tesadüf değildi. II. Dünya Savaşı ithalatı fiilen durdurmuştu; ilaçtan kahve fincanına kadar her şey kıttı. Ülkede karşılanamayan her ihtiyaç, bilen biri için bir pazar boşluğu demekti.

Bu dönemin iki hikâyesi, ailenin girişimcilik tarzını çok iyi anlatır:

İnsülin. O yıllarda ülkede bulunamayan insülini üretmeyi başardı — teknik bilginin doğrudan ticari değere dönüştüğü ilk anlardan biri.

Kahve fincanı. Ordu, ihtiyaç duyduğu elektrolitik bakırın üretilmesini istedi. İstanbul Yunus’ta bu amaçla bir tesis kuruldu. Ancak ordunun planları değişince tesis boşta kaldı. İthalatın durması yüzünden ülkede kahve fincanı bile bulunamadığı için tesis seramik fincan üretimine yöneldi; ardından seramik mutfak eşyaları geldi.

Yıllar sonra Türkiye’nin ilk modern seramik sağlık gereçleri fabrikasına ve bugünkü VitrA markasına giden yol, aslında bu “kazayla” öğrenilen seramik bilgisinden geçti. Aile, elindeki tesisi kapatmak yerine yeni bir işe dönüştürmeyi seçti — bu esneklik, sonraki kuşaklarda da tekrarlanacaktı.

Sanayileşme: Üç Kurucu Hamle

1952 – Levent, ilaç. Türkiye’nin ilk modern ilaç fabrikası açıldı. Antibiyotiklerden hormon ve vitaminlere, mineral bileşimlerinden kalp-damar ilaçlarına kadar geniş bir üretim yapıldı. Bu tesis yalnızca bir fabrika değil, Türkiye’de modern ilaç sanayisinin başlangıç noktasıydı.

1958 – Kartal, seramik. Türkiye’nin ilk modern seramik sağlık gereçleri fabrikası kuruldu. Ülkede lavabo ve klozete talep yeni yeni oluşuyordu; aile talebin peşinden değil, önünden gitti.

1969–1971 – Karamürsel, temizlik kâğıdı. İpek Kağıt kuruldu, 1970’te ilk üretim yapıldı. 1971’de Selpak, 1978’de Solo markaları doğdu. “Selpak” adı fabrika çalışanlarının önerisiyle, selülozun “sel”i ile temizliği çağrıştıran “pak” birleştirilerek türetildi.

Bu üçüncü hamle, ticari zekânın belki de en saf örneğidir. Türkiye’de 1960’ların sonunda temizlik kâğıdı diye bir kategori yoktu. Aile var olan bir pazarda pay kapmaya çalışmadı; pazarın kendisini yarattı. Türkiye’nin ilk tuvalet kâğıdı reklamı 1971’de yayımlandı — yani ürünü satmadan önce alışkanlığı satmak gerekiyordu.

1973 – Kurumsallaşma. 27 Aralık 1973’te şirketler tek çatı altında toplandı ve Eczacıbaşı Holding kuruldu. Aile serveti bu tarihten sonra “birkaç fabrika” olmaktan çıkıp yönetilebilir, devredilebilir bir yapıya kavuştu.

Sanayici Olmanın Ötesi

Nejat Eczacıbaşı’nın bıraktığı miras yalnızca ekonomik değildi. 1959’da Eczacıbaşı Bilimsel Araştırma ve Ödül Fonu’nu kurdu. 1960’larda ODTÜ Mütevelli Heyeti’nde, 1970’lerde TÜBİTAK yönetiminde görev aldı. Türk Eğitim Vakfı’nın ve TÜSİAD’ın kurucuları arasında yer aldı.

Kültür alanındaki en kalıcı işi ise İstanbul Kültür Sanat Vakfı‘dır. Avrupa’daki festivalleri yakından izledi, yetkililerini İstanbul’a çağırdı; 1972’de vakfın temeli atıldı ve ilk İstanbul Festivali 1973’te, Cumhuriyet’in 50. yılı kutlamaları kapsamında gerçekleşti. Kendi anlatımına göre en zor kısım festivali düzenlemek değil, o yıllarda Türkiye’de çok az kişinin bildiği “festival” kavramının bir kültür hizmeti olduğunu ve para kazandırmak yerine sürekli desteğe muhtaç olduğunu anlatmaktı.

Festivalin başarısı nedeniyle 1974’te Avrupa Konseyi madalyası, 1975’te Kızılay Şeref Madalyası, 1976’da Almanya Federal Cumhuriyeti Büyük Liyakat Nişanı aldı. Anılarını “Kuşaktan Kuşağa” (1982) adıyla yayımladı; görüşlerini “İzlenimler, Umutlar” (1994) kitabında topladı.

1946’da evlendiği Beyhan (Ergene) Eczacıbaşı ile iki oğlu oldu: Bülent ve Faruk. 6 Ekim 1993’te, katarakt ameliyatı için gittiği ABD’de hayatını kaybetti.

Ailenin Kültür Kanadı: Şakir Eczacıbaşı

İkinci kuşağın diğer önemli ismi, Nejat Bey’in kardeşi Şakir Eczacıbaşı‘dır (1929–2010). Eczacılık eğitimi almış olmasına rağmen adını fotoğrafçı, sinema yazarı ve kültür insanı olarak duyurdu. Uzun yıllar İKSV’nin yönetiminde yer aldı.

1966’da Nejat ve Şakir Eczacıbaşı kardeşler Eczacıbaşı Spor Kulübü‘nü kurdular; kulübün başkanlığını 1966’dan 1996’ya kadar Şakir Eczacıbaşı yürüttü. Bugün kadın voleybolunda ülkenin en köklü kulüplerinden biri olan yapının arkasında bu aile ilgisi vardır.

Şakir Eczacıbaşı’nın varlığı, ailenin neden yalnızca “zengin bir aile” değil de bir kurum olarak anıldığını açıklar: sermaye bir kolda birikirken, itibar diğer kolda inşa ediliyordu.

Üçüncü Kuşak: Bülent ve Faruk Eczacıbaşı

Bülent Eczacıbaşı (1949)

Imperial College London’da kimya, MIT’de kimya mühendisliği okudu. 1974’te Topluluğa katıldı ve babasının ölümünden sonra yönetimin başına geçti; hâlen Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı’dır.

İş dünyasındaki görevleri arasında TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı (1991–1993), TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlığı (1997–2001), TESEV Kurucu Yönetim Kurulu Başkanlığı (1993–1997) ve İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Başkanlığı (2000–2008) sayılabilir. Bugün TÜSİAD ve İEİS’in onursal başkanıdır.

Kültür tarafında babasının çizgisini sürdürdü: İstanbul Modern‘i bünyesinde bulunduran vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı ve İKSV Yönetim Kurulu Başkanı’dır — Topluluk her iki kurumun da kurucu sponsorudur. İtalya’nın Yıldız Nişanı (2003) ve Fransa’nın Legion d’Honneur nişanı (2014) sahibidir.

Kendisi aynı zamanda üretken bir yazar ve fotoğrafçıdır: “İşim Gücüm Budur Benim” (2018), “Aklımızda Bulunsun” (2022) ve mesleki yaşamının 50. yılında yayımlanan “Biraz Daha Düşününce” (2024) kitaplarının yanı sıra fotoğraf kitapları vardır. 2025’te, risk altındaki fotoğraf arşivlerini korumak ve dijitalleştirmek amacıyla Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Araştırmaları Merkezi’ni (BEVFAM) kurdu.

Faruk Eczacıbaşı (1954)

İşletme ve iktisat eğitimini tamamladıktan sonra yüksek lisansını Berlin Teknik Üniversitesi’nde yaptı. 1980’de Eczacıbaşı Holding Planlama Bölümü’nde çalışmaya başladı; 1987’de Padeko İlaç’ta genel müdürlüğe kadar yükseldi.

1989’da Eczacıbaşı Bilişim‘i kurarak Topluluğun dijital dönüşümünü uzun yıllar yönetti. 1996’dan bu yana Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili’dir. 1995’te kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Bilişim Vakfı‘nın başkanlığını sürdürüyor; 1999’dan beri de Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün başkanı. Teknolojinin geleceğini tartıştığı “Daha Yeni Başlıyor” (2018) kitabının yazarıdır.

Üçüncü Kuşak Portföyü Yeniden Kurdu

İkinci kuşak serveti kurdu; üçüncü kuşak onu döndürdü. En çarpıcı örnek, ailenin adını taşıyan işi elden çıkarmasıdır.

2007’de Eczacıbaşı İlaç Sanayi, eşdeğer ilaç ve etkin madde üretimi yapan Eczacıbaşı Sağlık Ürünleri ile Eczacıbaşı Özgün Kimya’daki paylarının %75’ini Avrupa’nın önde gelen jenerik ilaç şirketlerinden Zentiva N.V.’ye devretti. İki iştirakin toplam değeri 613 milyon euro olarak belirlenmiş, devredilen pay 460 milyon euroya karşılık gelmişti. Kalan %25 ise Temmuz 2009’da devredildi.

Bu, sıradan bir satış değildi: aile, 1952’de kurduğu ve kendisini var eden işin üretim ayağından çıkıyordu. Şirketin unvanı 2008’de EİS Eczacıbaşı İlaç, Sınai ve Finansal Yatırımlar olarak değişti ve yapı, üretimden çok yatırım yöneten bir şirkete dönüştü. Topluluk sağlık alanında kaldı — ancak artık nükleer tıp, biyoteknoloji, ithal orijinal ilaç pazarlaması ve sağlık hizmetleri gibi daha uzmanlaşmış alanlarda.

Aynı dönemde ağırlık merkezi de kaydı:

  • Yapı ürünleri (VitrA, Artema, İntema, VitrA Karo; Almanya’da Villeroy & Boch Fliesen operasyonları) ihracat motoru hâline geldi.
  • Esan, madencilik ve doğal kaynaklarda Topluluğun en büyük kollarından biri oldu.
  • Gayrimenkul, 2006’da açılan Kanyon ile birlikte kalıcı bir gelir kalemine dönüştü. (Bu tercih eleştirilerin de odağıdır: bazı yorumcular Topluluğun sanayiden gayrimenkul ve madenciliğe kaymasını, Türkiye’nin sanayisizleşmesinin bir örneği olarak okur. Karşı görüş ise küresel rekabette ayakta kalmanın portföy yenilemeyi zorunlu kıldığını savunur.)

Dördüncü Kuşak ve Bugünkü Tablo

Bugün ailenin dördüncü kuşağı yönetimde aktif:

Nejat Emre Eczacıbaşı (1984), Harvard’da ekonomi, Columbia Business School’da MBA yaptı. PwC Türkiye’de danışman olarak başladığı kariyerinin ardından 2008’de Topluluğa katıldı. 2015’te Yapı Ürünleri Grubu’nun mutfak işinin genel müdürü oldu ve İntema Yaşam’ı kurdu. 2019’dan bu yana Holding Yönetim Kurulu üyesi ve İnovasyon-Girişimcilik Koordinatörü.

Esra Eczacıbaşı Coşkun (1989), Robert Kolej ve Harvard (ekonomi ve sanat tarihi) mezunu. Kariyerine New York’ta MoMA’da başladı, Türkiye’ye dönüp İstanbul Modern’in Genç Modern girişimini kurdu. INSEAD MBA’inin ardından McKinsey’de danışmanlık yaptı; 2019–2025 arasında Topluluğun dijital dönüşümünü yönetti. Bugün Holding İcra Kurulu üyesi, Sanipak Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Modern yönetiminde.

İki isim de aile geleneğinin ikili karakterini sürdürüyor: biri girişimcilik-inovasyon, diğeri kültür-sanat ekseninde.

Bu arada yönetim giderek profesyonelleşiyor. Şubat 2025’te Burak Sevilengül, Topluluk CEO’su olarak göreve başladı — Turkcell, Intel ve Etisalat geçmişiyle, aile dışından gelen bir isim. Ocak 2025’te ise Eczacıbaşı Tüketim Ürünleri, uluslararasılaşma stratejisi kapsamında Sanipak adını aldı; Selpak, Solo, Uni Baby, Selin ve Okey markaları bu çatı altında.

Sayılarla Eczacıbaşı Topluluğu

  • 47 şirket ve 47 üretim tesisi
  • 13.250’den fazla çalışan
  • 38’i aşkın marka
  • 120’den fazla pazara erişim
  • Yaklaşık 2 milyar euro net satış
  • Cironun %61’inden fazlası Türkiye dışından

Bu son rakam belki de en anlamlısı: bir zamanlar ithalatın durmasından doğan şirket, bugün gelirinin çoğunu ihracattan sağlıyor.

Ailenin net servetine dair güvenilir bir kamuya açık rakam yoktur; holding aile kontrolündedir, yalnızca EİS Eczacıbaşı İlaç (ECILC) ve Eczacıbaşı Yatırım Holding (ECZYT) Borsa İstanbul’da işlem görür.


Kaynak: Magazin Haberleri
Bu haberi nasıl buldunuz?0 okuyucu tepki verdi
%0 olumlu%0 olumsuz
Haberi Paylaş0 kez paylaşıldı
Bu habere ne hissettiniz?İlk tepkiyi siz verin
Yorumlar0
Yorumlar yönetici onayından sonra yayınlanır.Giriş Yap
Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yazın.
SONRAKİ HABERLER
Körfez’in iki yakası uluslararası boyuta taşınıyorSIRADAKİ · SPORKörfez’in iki yakası uluslararası boyuta taşınıyorAvusturya Şansölyesi Stocker, Türkiye’ye geliyorSIRADAKİ · GÜNDEMAvusturya Şansölyesi Stocker, Türkiye’ye geliyorFethiye açıklarında arızalanan tekne kurtarıldıSIRADAKİ · GÜNDEMFethiye açıklarında arızalanan tekne kurtarıldıBursa'da rahvan atları şampiyonluğa koştuSIRADAKİ · SPORBursa'da rahvan atları şampiyonluğa koştuBursa’da 700 yıllık ruh marşlarla yaşatılıyorSIRADAKİ · GÜNDEMBursa’da 700 yıllık ruh marşlarla yaşatılıyor