Altın piyasası için oldukça dikkat çekici bir hafta geride kaldı. Piyasaların büyük bölümü gelecek hafta gündeme gelebilecek 25 baz puanlık faiz artışına kilitlenmiş durumda. Bu beklenti de doğal olarak altın fiyatları üzerinde baskı yaratıyor.
Faizlerin yükselmesi tahvil getirilerini artırırken, faiz getirisi olmayan altını tutmanın fırsat maliyeti de yükseliyor. Ancak meseleye biraz daha geniş açıdan bakıldığında ABD ekonomisinin önünde Fed’in kısa vadeli faiz kararından çok daha büyük bir sorun bulunuyor: hızla büyüyen kamu borcu.
TAHVİL PİYASASINDA DİKKAT ÇEKEN HAREKET
ABD Hazine Bakanlığı bu hafta 5,1 milyar dolarlık uzun vadeli ABD tahvili satın aldı. Normal şartlarda böyle bir adımın uzun vadeli tahvil faizleri üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturması beklenebilirdi.
Ancak tam tersi yaşandı. 10 yıllık ABD tahvil faizi haftayı yüzde 4,97 seviyesinde tamamladı ve üç yılın en yüksek düzeyine çıktı. Birçok analiste göre yüzde 5 seviyesinin görülmesi artık sadece zaman meselesi. Bu da ABD ekonomisinin karşısına yeni ve ciddi bir finansman maliyeti çıkarabilir. İşte piyasaların asıl dikkat etmesi gereken nokta da burada başlıyor.
ABD'NİN BORCU 40 TRİLYON DOLARI GEÇTİ
Yatırımcıların büyük bölümü Federal Reserve’ün para politikası kararına odaklanırken, ABD’nin devasa harcama sorunu giderek daha fazla öne çıkıyor.
ABD'nin kamu borcu geçen hafta 40 trilyon doları aştı. Üstelik hükümet artık yalnızca bu borcun faiz ve diğer finansman giderleri için yılda 1 trilyon dolardan fazla harcamak zorunda.
Ve tablo daha da ağırlaşabilir. Hazine'nin tahvil geri alımından bir gün önce Başkan Donald Trump, Cumhuriyetçilerin ara seçimleri kazanması ve Senato’daki kontrolünü koruması halinde ABD’deki her yetişkine 5.000 dolar ödeme yapılacağını söyledi. Bu vaadin hayata geçirilmesi halinde kamu borcuna yaklaşık 1 trilyon dolar daha eklenmesi bekleniyor.
FAİZLER DAHA NE KADAR YÜKSELEBİLİR?
Bu tablo beraberinde kritik bir soruyu getiriyor: ABD ekonomisi daha ne kadar yüksek faiz kaldırabilir?
Analistlere göre Federal Reserve enflasyonla mücadele etmek için faizleri artırabilir. Ancak ülkenin giderek kötüleşen mali görünümü, merkez bankasının hareket alanını da sınırlıyor.
Çünkü faizler yükseldikçe sadece tüketicilerin ve şirketlerin borçlanma maliyeti artmıyor. Devletin zaten devasa boyutlara ulaşan borcunu çevirmek de giderek pahalı hale geliyor.
Bir başka ifadeyle Fed’in enflasyonla mücadele için attığı her sert adım, Washington’un borç faturasını biraz daha kabartabilir.
ALTIN PİYASASI BORÇ RİSKİNİ İZLİYOR
Altın tarafında da yatırımcıların giderek bu tabloya odaklandığı görülüyor. Olası faiz artışı şimdilik bazı yatırımcıların altından uzak durmasına neden oluyor. Ancak ABD'nin borcu büyüdükçe ve tahvil faizleri yükseldikçe, çeşitlendirilmiş parasal bir varlığa sahip olmamanın oluşturduğu risk de daha fazla tartışılabilir.
Yani altın açısından önümüzdeki dönemin belirleyici konusu yalnızca Fed’in faizleri 25 baz puan artırıp artırmayacağı olmayabilir. Asıl dikkat edilmesi gereken rakam, ABD borcuna eklenecek bir sonraki 1 trilyon dolar olabilir.
ÖNCEKİ HABERBakan Şimşek: Büyük şirketler mercek altında!SONRAKİ HABERTürkiye'nin hipersonik füzesinde son viraj! Blok-4 için geri sayım başladı!






